Genel Haberler
Guinness'e giren asırlık tiyatro ayakta kalma mücadelesi veriyor PDF Yazdır e-Posta
Perşembe, 02 Nisan 2009 15:23

       Guinness Rekorlar Kitabı'na giren yarım asırlık amatör tiyatro grubu Tekirdağ'da ayakta kalma mücadelesi veriyor.

       Yılmaz İçöz tarafından 1959'da Tekirdağ'da kurulan Namık Kemal Bölge Belediye Tiyatrosu, geçen yarım asırlık sürede, 'en uzun ömürlü amatör tiyatro' olma özelliğinden dolayı 2002 yılında Guiness Rekorlar Kitabı'na girdi. Tiyatronun kurucusu ve yönetmeni İçöz, yaptığı açıklamada, sadece özel günlerde hatırlanmanın üzüntü verici olduğunu belirterek, Dünya Tiyatrolar Günü'ne hazırlandıklarını söyledi.

       50 Yıldır tiyatro sahnesinde olduğunu bildiren İçöz, tiyatroya olan ilgisizliğin her geçen gün büyüdüğünü, artık sahneye çıkmak için destek bulamadıklarını belirtti. Tekirdağ Namık Kemal Bölge Belediye Tiyatrosunun kurulduğu ilk günden bu yana, en güzel oyunları en iyi şekilde sahneye koyduğunu belirten İçöz, ''en küçük yerleşim yerlerinde bile tiyatro salonları var, ancak Tekirdağ'da daha istenilen düzeyde değil. Yıllarını tiyatroya adamış biri olarak yakın çevremde bulunanlar, 'senin heykelini dikmek lazım' diyorlar. Gerçi yerel yönetim sağ olsun, çıkmaz sokağın birine benim adımı vermişler. Bu kentte benim şahsıma değer verilmesini değil, yaptığımız işe önem verilmesini istiyoruz'' dedi.

      ''TEKNOLOJİYE YENİK DÜŞTÜ''

      Osmanlı'ya dayanan tiyatro kültürünün, geçmişte insanların vazgeçilmez eğlencesi lmasına rağmen gelişen teknoloji ve ekonomik olumsuzluklar karşısında cazibesini kaybettiğini anlatan İçöz, şöyle devam etti:

''Kültürümüzde tiyatro tarihi çok eskilere dayanıyor. Osmanlı'dan bu yana tiyatro var. Ancak gelişen teknolojiye bağlı olarak, televizyon ve internetin varlığı ile ekonomik yetersizlik ve ilgisizlik gibi etkenler nedeniyle tiyatroya olan ilgi bitme noktasına geldi. Profesyonel tiyatrolar bile artık eskisi gibi izlenmiyor. Bu, bütçe meselesi.''

       100 OYUN İZLEYİCİYE ULAŞTI

        50 yılda 100'ü aşkın oyunu tiyatro izleyicisiyle buluşturduklarını ifade eden İçöz, ''geçen 50 yılda 80'i aşkın oyuncu yetiştirdim, 100'ü aşkın oyun sahneledik. Bu iş gönül işi. Çok büyük imkânsızlıklar içinde bu oyunları sahneye koyduk. Daha ilkokuldayken arkadaşlarıma tiyatro oyunları oynardım. Bugün bakıyorum yarım asır geçmiş. İstanbul sahnelerinde oyun oynadığımız tarihlerde Muhsin Ertuğrul, 'tiyatronun delisi Yılmaz İçöz' derdi'' şeklinde konuştu.

        İçöz, tiyatronun kurulduğu tarihten bu yana imkânlar açısından hiçbir değişikliğin yaşanmadığını belirterek, şunları kaydetti: ''Tiyatromuzda koşullar aynı. Kurulduğu gün neyse bu gün aynısı. Hiçbir değişim ve gelişme kat edemedik. Şimdi bir lokalimiz var. Burada çalışmalarımızı yapabiliyoruz. Halk Eğitim Merkezinde her yıl açılan tiyatro kurslarına hoca olarak gidip dersler veriyorum. Bu oyuncularla sahneye koyduğumuz oyunlar da var. Ancak, Namık Kemal Bölge Belediye Tiyatrosu topluluğu olarak bir binamız bir sahnemiz yok. Tiyatromuzun daha iyi oyunlarla daha iyi çalışabilmesi için, temel ihtiyaçların sağlanması gerekiyor.''

       Tiyatronun ve tiyatro sanatçılarının sadece özel günlerde akla gelmesinin sorunlarının çözümünde yeterli olamayacağını ifade eden İçöz, yerel yönetimlerin tiyatroya güçlü destek  vermesini ve bu işin içinde olanlara maaş bağlanması gerektiğini ifade etti.

       Tiyatroya hak ettiği önemin verilmediğini kaydeden İçöz, ''İmkânsızlıklar içinde çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Ne mutlu bu işe gönül vermeye hazır gençlerimiz var. Şu anda iki oyun üzerinde çalışıyoruz. 27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü'nde her şeye rağmen perdemizi açacağız. Bizim için son derece özel olan bu günde 'Sevgili Doktor' adlı oyunumuzu, Tekirdağlı tiyatroseverler için sahneleyeceğiz'' dedi. İçöz, Namık Kemal' in vatan şairi ve önemli bir şahsiyet olması nedeniyle isminin tiyatro ile anılmasının önemli olduğunu belirterek, kendi kurduğu tiyatroya da Tekirdağ'da doğan Namık Kemal'in adını verdiğini sözlerine ekledi.

 
Sanayi ve Ticaret Bakanı Zafer Çağlayan Çorlu Ekonomik İstişare Değerlendirme Toplantısına katıldı PDF Yazdır e-Posta
Cumartesi, 28 Mart 2009 13:27

Sanayi ve Ticaret Bakanı Zafer Çağlayan Çorlu Ticaret ve Sanayi Odası tarafından organize edilen Çorlu Ekonomik İstişare Değerlendirme Toplantısına katıldı.

Türkiye’nin tekstil ve konfeksiyonda dünya pazarında kendisini ispatladığını belirten Sanayi ve Ticaret Bakanı Sayın Zafer Çağlayan; Türkiye’de 27 yıl sanayicilik, oda başkanlığı ve yöneticiliği de yaptım. Ülkemiz dünyada önemli bir ekonomik yapıya sahip. Avrupanın da 6’ncı büyük ekonomisiyiz. Avrupaya birçok sektörde ihracat yapıyoruz. Özellikle de tekstil ve konfeksiyon sektöründe dünya çapında kendimizi ispatlamış durumdayız, dedi.

Bakan Çağlayan, şöyle devam etti: Avrupanın birçok yerinde çok sayıda insan artık kredi borçlarını bile ödeyemez hale geldi. Bizim ülkemizde bankacılık sektörü dimdik ayakta duruyor. Türkiye’deki bankacılık sektöründe, eski tarihte yaşananlardan alınan dersler ve etkin denetleme sistemi sayesinde hiçbir bankanın burnu bile kanamadı. Ülkede, zorunlu istihdam konusunda çok konuştuk. Bu konu üzerindeki engellerde kalktı ve rahatlama yaşandı.

Türkiye’de üretim çok sektörlerde yapılıyor. Bu konuda, kamu alımlarında ülkemizde üretilen malların alınmasını sağladık. Ülkemizde kriz ortamından fazla etkilenmemek için kısa çalışma ödeneğini gündeme getirdik. Bu sistem ile işten çıkartılmayan işçiye, 400- 800 TL arasında aylık ödeme yapmayı esas aldık. Bütün sektörleri her yönüyle inceliyor ve sonuçları değerlendiriyoruz. Ülkemizde bütün alt dallarıyla birlikte toplam 3 bin 800 farklı sektör var. Bu günden yarının planlarını yapmalıyız. Yoksa yarın çok geç olabilir. Küresel krizden en az etkilenmek ve yeni dünya düzenine uyum sağlamak için çalışmalarımız sürüyor, dedi.

Türkiye’de 66 milyon cep telefonu, 34 milyon internet abonesi olduğu belirten Bakan Çağlayan, 2001 yılındaki ekonomik krizin, tüm Türkiye de olduğu gibi kendi işletmesinde de büyük bir terbiye faktörü olduğunu anlatırken, şöyle dedi: Şirketlerimiz ülke genelinde istikrarlı bir şekilde büyümeli ve rekabet edebilir duruma gelmelidirler. Bir ülkede ekonomik kriz etkisini gösterdiği zaman ilk bu krizden etkilenen reel ve finans sektörü olur. Ülkemizde hiçbir işverenin kolay kolay kendi isteği ile işçi çıkardığına inanmıyorum. Bu konu üzerindeki çalışmalarımız kapsamında, kısa çalışma ödeneği altında işverenin işten çıkarmadığı işçiye devlet olarak 400- 800 TL arasında aylık ödemesi yapıyoruz. Dünya genelinde yaşanan bu küresel kriz ortamında, herkes kendi yangınını söndürmeye çalışıyor. Bütün sektörler, Krizi en az hasarla nasıl atlatırız? Diye çalışma yapmaktalar, dedi.

 
CHP Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak: “2001 krizinde dahi böyle bir durum yoktu” PDF Yazdır e-Posta
Cumartesi, 28 Mart 2009 13:01

      CHP Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak, Türk ekonomisinin verilerinin Cumhuriyet tarihinin en sıkıntılı dönemlerinden birinden geçtiğimizi gösterdiğini belirtti.

Öztrak, Edirne'nin Keşan ilçesinde, CHP İlçe Başkanlığının davetlisi olarak katıldığı Ağadayı Turistik Tesislerinde sivil toplum kuruluşlarınında yer aldığı ve Türkiye ekonomisindeki son gelişmelerin değerlendirildiği toplantıda, sanayide yüzde 20 oranında, imalat sanayisinde ise 24 oranında bir küçülme yaşandığının görüldüğünü söyledi.

Bunların şimdiye kadar Türkiye'de karşı karşıya kalınmayan veriler olduğunu anlatan Öztrak, şunları kaydetti:

''2001 krizinde dahi böyle bir durum ortada yoktu. Yine kapasite kullanım oranlarına baktığımız zaman Türkiye'de sanayide çalışan her 10 tezgahtan 4'ünün durduğunu görüyoruz. Bu veriler 1991 yılından beri yayınlanıyor. O dönemden bu yana böyle bir kapasite kullanım oranı yok. Bu arada Körfez Krizi ve Türkiye'nin sanayi bölgelerini vuran iki tane büyük deprem var. 2001 ve 2004 krizleri var. Bunların hiçbirinde ekonomi bu kadar yavaşlamamıştı. Bu kriz bundan önce alıştığımız krizlerden değil. Yaşadığımız kriz farklı bir kriz. Türk ekonomisinin verileri cumhuriyet tarihinin en sıkıntılı dönemlerinden birinden geçtiğimizi gösteriyor.''

Ekonomileri bize benzeyen ülkelerde büyüme rakamlarının geçtiğimiz yıl yüzde 5-6 olduğunu anımsatan Öztrak, bizde ise beklenen büyümenin bir buçuk olduğunu ancak uluslararası yatırımcıların Türkiye'de 2008 büyüme hızının gerçekleşmesinin yüzde yarım civarında olduğunu iddia ettiklerini belirtti.

Şubat ayı itibariyle bütçe açığının 10.4 milyar TL olduğunu ifade eden Öztrak, bunun bir yılda hedeflenen rakam olduğunu ancak bu yılın ilk iki ayında gerçekleştiğini kaydetti.

Türkiye'nin gidişini çok parlak görmediğini de hatırlatan Öztrak, önemli bir durgunluk dönemini yaşanacağını, çok yüksek bir işsizlik ve ciddi bir daralma olacağını da sözlerine ekledi.

Son Güncelleme ( Cumartesi, 28 Mart 2009 13:35 )
 
MEB'den Seviye Belirleme Sınavları ile ilgili açıklama PDF Yazdır e-Posta
Cumartesi, 28 Mart 2009 13:00

        Milli Eğitim Bakanlığı Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği İlköğretim 6, 7 ve 8. sınıf öğrencilerinin katılacağı Seviye Belirleme Sınavı (SBS) ile ilgili bir açıklama yaptı. MEB’den yapılan açıklama şöyle:

“Bilindiği gibi Haziran ayında yapılacak olan İlköğretim okullarının 6, 7 ve 8'inci sınıflarında eğitim gören öğrencilerimizin katılacağı Seviye Belirleme Sınavları başvuruları 02 Mart 2009 - 20 Mart 2009 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir.

       Sınav başvuru işlemleri gayet basit ve sade bir işlemle gerçekleştirilmekte olup öğrenci, veli veya okul yöneticilerinin ilave bir işlem yapmasına gerek kalmadan kılavuzda belirtilen bankaların tüm şubelerinden T.C. Kimlik numarası belirtilerek sınav ücreti olan 10 TL'nin yatırılması ile tamamlanmış olmaktadır.

       Sınavlara başvuranların sayısının geçen yıllara oranla oldukça yüksek olduğu görülmüştür. Bu durum Ortaöğretim Kurumlarına Geçiş Sisteminin öğrencilerimiz ve veliler tarafından oldukça iyi anlaşıldığını göstermektedir.

       Sınavların başvuru süresinin bitiminden sonra Bakanlığımıza intikal eden müracaatlardan, bazı öğrencilerimizin özellikle banka şubelerinin bulunmadığı küçük yerleşim birimleri ile banka şubelerinin olduğu ilçeler arasında kış şartları sebebiyle ulaşımın aksaması ve benzeri sebeplerle başvurularını yapamadıkları bilgisi alınmıştır.

       Bakanlığımız bu sınavlara katılmak isteyen hiçbir öğrencimizi mağdur etmeyecektir. Bu sebeple, sınava başvuramayan veya önceden başvurmak istemediği halde karar değiştirerek başvurusunu yapmak isteyen öğrencilerimiz için ayrıca bir başvuru dönemi belirlenecek olup bu dönem ile ilgili tarihler daha sonra ilan edilecektir. Kamuoyuna saygı ile duyurulur.”

 
Tekirdağ'da deprem gerçeği PDF Yazdır e-Posta
Perşembe, 26 Mart 2009 09:15

         Tekirdağ İnşaat Mühendisleri Odası Başkanı Osman Taşseten, Tekirdağ'daki binaların yüzde 30'unun kaçak olduğunu söyledi. Kentte inşa edilen ruhsatsız, ruhsatlı olup da projeye uygun yapılmayan, ruhsatlı ve projeye uygun yapılan binaların olduğuna işaret eden Taşseten, kaçak yapıların Çınarlı Mahallesi'nde toplandığını belirtti. 1983 yılında çıkan imar affı ile birçok yapının ruhsatlandırıldığını, ancak hiçbirinde mühendislik çalışmasının olmadığını belirten Taşseten, sektördeki en büyük eksiğin "bilinçsizlik" olduğunu öne sürdü. Bina inşa etmede bilinç düzeyinin önemine değinen Taşseten, şöyle devam etti:

        "Herkes deprem korkusuyla yaşıyor. Ancak ev yaptırırken de ucuz malzemeye, eksik malzemeye kaçılıyor. Zemini (jole) gibi olan yerlerde de çok sağlam yapılar inşa edilebiliyor. Demek ki bilinç eksiği var. Bunun için parsel bazındaki etütlerin daha iyi yapılması gerekiyor. Yani bir yapı, üçüncü derece deprem riski taşıyan bölgee olsa dahi projeye uygun yapılmamışsa depremde birinci dereceden zarar görür. Bunun örnekleri ülkemizde çok kez yaşandı. Öncelikle tüm binaların nüfus kağıdının çıkarılması gerekir."

        "İNŞAATLARDA, SERTİFİKASIZ İŞÇİ ÇALIŞTIRILMAMALI"

         İnşa edilen yapıda çalışan işçinin de üzerine büyük sorumluluklar düştüğünü vurgulayan Taşseten, şunları kaydetti: "Dünyada, inşaatlarda sertifikası olmadan işçi çalıştıran tek yer Türkiye. Dünyanın hiç bir yerinde böyle bir şeye rastlayamazsınız. Denetimler olmadığı için sigortasız ve inşaat bilgisi olmayan kişilerin inşaatlarda çalıştırılması sıradan. Bu böyle olmamalı. Nasıl ki eline fotoğraf makinesini alan herkes gazeteci olamıyorsa, inşaatlarda çalışacak kişiler de kahveye gidip (çalışacak 10 kişi lazım) şeklinde toplanmamalı. Tekirdağ'da, çok güçlü bir kalfa yapısı var. O kadar ki kalfalar müteahhidin işine bile müdahale edebiliyor. Ev sahibi de işin ucuzuna kaçtığı için elemanın kalitesine bakmıyor. Ancak projeye uygun inşa edilmeyen betonu iyice sıkışmayan bir yapıdaki küçücük bir bölüm deprem sırasında öldürücü olabiliyor. Bunun için inşaat işçisinin bile eğitimden geçmesi gerekiyor."

       "İNŞAAT SEKTÖRÜ TÜRKİYE'NİN LOKOMOTİFİ"

        İnşaat sektörünün, Türkiye'nin lokomotifi olduğunu ifade eden Taşseten, yapı inşaatlarında can güvenliğinin ön planda tutularak bilinçli ve eğitimli personel çalıştırılması, (müteahhidim) diyen herkesin bu işi yapmaması gerektiğini bildirdi. Tekirdağ'da inşaatlarda çalışan işçilerin hiçbirinin eğitimden geçmediğini ve sertifikasının bulunmadığına işaret eden Taşseten, bu eğitimlerin insanın can güvenliğinin sağlanması için verilmesi gerektiğini söyledi.

          "TEKİRDAĞ'IN DEPREM HARİTASI DEĞİŞMELİ"

           Jeoloji Mühendisi Muhittin Toruk da ikinci derece deprem kuşağında yer alan Tekirdağ'ın, deprem haritasının değiştirilerek, birinci derece deprem kuşağına alınması gerektiğini bildirdi. Tekirdağ'daki yapıların, birinci derece deprem bölgesinde olduğu göz önüne alınarak projelendirilmesi gerektiğini ifade eden Toruk, "Deprem bölgesi belirlemeleri 1986 yılında düzenlenen bir haritaya göre yapılmıştır. Ancak sonradan olan depremler Tekirdağ'ın birinci derecede deprem etkisinde kalacağını göstermiştir. Şimdi acilen haritaların güncellenmesi ve Tekirdağ'ın birinci derecede deprem kuşağı kapsamına alınması gerekmektedir" dedi.

 

 
<< Başlat < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>

Sayfa 7 > 86