| EKMEĞİM KURU, AŞIM ÇORLU DERESİ |
|
|
|
| Cumartesi, 28 Mart 2009 13:35 | |
|
Sevgili hemşehrilerim, başlık size bu ne mi? dedirtti. Tarihten bir yaprak... Ben, dün 25 Mart 2009 Çarşamba günü bir öykü dinledim. Babam ağlayarak anlatırdı: "Alman harbinde, yani 2. dünya savaşında Çorlu'da muhabere askeriydim, bitmeyen uzun ve sıkıntılı günler geçirdik. Arkadaşlarım elleri tüfeklerinde harbe hazır beklerdik. Ben telsizin başında görevliydim. Askere verilen tayın (yiyecek) harbin son senelerinin, son günlerine doğru giderek azalmıştı. Öyle günler oldu ki sadece ekmeğimiz vardı ve çok kurumuştu. Ekmeğimizi ıslatacak bir sıcak aş olmadığı bir gün, yanımızdan akan Çorlu deresine ekmeğimi batırdım, ekmeğim ısırılacak hale gelmişti, olsun suyun çamuru da karışmıştı ekmeğime olsun.. Vatana düşmanı sokmamıştı başımızdaki Hükümet, Başbakan İsmet İnönü. Komutanım geldi "afiyet olsun çocuklar" dedi. Gözleri dolu dolu idi, görmüştü bizi derenin suyunu aş ettiğimizi. "Size de getireyim kumandanım" dedim. Elimizdeki kuru ekmeği Çorlu deresinde yağ-bal ettim gözlerimizi bir birimizden saklıyorduk, bıraksaydık belki göz yaşlarımız dereye ulaşmadan işimizi kolaylaştıracaktı... "Getir Abdurahman, getir aşınıza ortak olayım" dedi. Biz vatan toprağının karıştığı suyumuzla kalan son kuru ekmeğimizle karnımızı doyurduk, ruhumuzu yıkadık. Beklenen haber de bu saatlere çok yakın bir zamanda gelmişti telsizime.. Almanlar mağlup olmuştu... Savaş bitmişti..."Kumandanım" dedim, "savaş bitmiş, şimdi haber aldım...” Kumandan geldi sarıldı, bir evlat gibi kucakladı.... Savaş bitmiş...Savaş bitmiş... "Babam bunları anlatırken her defasında ağlardı" diyor, rahmetli Abdurahman Ada'nın öğretmen kızı Tüzün Ada Bekar.. Çok duygulandık, göğsümüz kabardı. O zamanın tek partisi CHP ve Başbakan İnönü bizi 2. Dünya harbinin dışında bırakmıştı, ekmeği, şekeri, patiskayı karneye bağlamıştı..... Neden? Özellikle yiyecekler buğday vs. stoklanmıştı. Çünkü Allah korusun her an bir kıvılcım sıçrayabilirdi.. Sivil halk tabii ki çok önemliyi, ama askerin tayını da çok önemliydi. Ve en korunaklı yerler camilerdi. Oralarda muhafaza edildi. Evlerimizde bile çok aldığımız baklagiller, pirinç, buğday zamanla böcekleniyor, küfleniyor. Çok şükür Türkiye'de insan zaiyatsız olarak savaşın sonuna ulaşabildik. Stok edilenlerin bir kısmı bozulmuş olabilir. Çok partili döneme geçilince senelerce bunlar malzeme olarak kullanıldı. Allah akıl vermiş doğru davranmayı bize bırakmış. Ben savaş yıllarının yokluklarının, kıtlığının nostalji adı altında alkışlarla....kelimelerin bittiği nokta!!! Ben yazmıştım, gene yazacağım. Benim babam İzzet Sezgen,yoğurt kaplarını atmaz biriktirirdi. Ben, ukala kızı "babacığım bunları niye atmıyorsun" gibi bir cümle kurmuştum "ehh be kızım, atmam işte Allah sizlere savaş göstermesin, o günlerden kalma bir alışkanlık" demişti. Babama karşı ne kadar utandığımı anlatamam, yerin dibine girmiştim. Babam bizim gibi büyük düşünemiyordu!!! Özür diledim. Çünkü o da, aşçı dükkanını kapatmış, ekili tarlalarını, bahçesini geriye kalan işçilerine, 4 çocuğunu ve bütün sorumlulukları sevgili eşi, annem Hatice Sezgen'e bırakıp 2. askerlik görevi için Gaziantep'e gitmiş. Atatürk'ün Kocatepe' deki resmini görünce "biz de günlerce ayağımızda çizmeler giyinik yattık" derdi. Bir de ne derdi bilir misiniz? İnönü için "bizi aç bıraktı, karneye bağladı" diyenlere "evet İnönü büyük hata yaptı, bıraksaydı ölecektiniz, bizler de bunları duymayacaktık, zaten yok olacaktık... Dün biz Şarköylüler bir aradaydık, geçmişi konuştuk, geçmişin o vatansever, o gönlü tok ırmaklarında yıkandık. Tabii günümüzü de konuştuk. Her ailenin Allah gecinden versin kayıpları oluyor. Ölülerimizin, öbür aleme yolcu etmeden önce, bir namazlık ömrünün olacağı musalla taşından önceki durak gasilhane var. Şarköy'deki gasilhaneyi bir hayırsever vatandaşımız yaptırmış, fakat kullanım kusurları ve eksikler var dedi yolu oradan geçen iki arkadaşım. Pompalı gaz ocağı, daha önce kullanılan yere atılmış havlular, tabutlar gasilhaneyi işlevsiz hale getiriyormuş. İki arkadaşımız da: “önce temizledik, pompalı ocağı yakmakta zorlandık, tabutlar da orada, dönmeğe yer yok" dediler. Ben, ilgililer kimse buradan sesleniyorum. Hatta sayın din büyüğümüz ilgilenip yönlendirirlerse, hatta sorumlu birileri olursa, son yolculuğunda Şarköylülüğe yakışır son görev yapılmış olur. Biz aramızda şohpen işini de konuştuk ama, önce ilgililerden ses bekliyeceğiz. Gazetede ulaşabileceğiniz telefonum var. Bu yazım, seçimden önceki son yazım. Bayan muhtar adaylarının, meclis üyesi adaylarının olması beni çok sevindirdi. Bir daha ki seçime belediye başkanını da bayan örmek istiyoruz. Şarköylü siyasete yakın hanımlar çalışmaya başlayın. "Elinin hamuruyla" denilir, ama “ana eli değen her iş kusursuzdur." diyoruz ve sevgili aday kardeşlerimize başarılar diliyoruz. Seçmenlere de: kazancı bol Şarköy için, temiz Şarköy için, kalkınan Şarköy için en önemlisi: fikri hür, vicdanı hür, çağdaş, birbirini sevgiyle, saygıyla kucaklayacağı insanların yaşadığı Şarköy için oylarınızı kullanın. Adaylarımıza, Şarköy'ümüze ülkemize hayırlı seçimler diliyorum.
|
Anasayfa
Genel Haberler
Yerel Haberler
Yazarlarımız

