YENİ YIL 2010 PDF Yazdır e-Posta
Cumartesi, 09 Ocak 2010 07:28

2009 yılını arkada bırakırken neler yaşadıklarımızın üzerinde durmayacağım, hep beraber yaşadık ve bitti. Olumlu olumsuz günler yaşamın bir gereği diye düşünürsek, olumsuzlukları olumluya çevirebilmenin şahsımıza düşen iyileştirme çabaları elbetteki üzerinde durulması gerekli bir olgu diye düşünüyorum. "Ben kendim için, insanlık için ne yaptım?" Bunun doğrusu "kendim için ne yaptım"dır. Zira toplum içinde yaşadığımızdan, kendim için her yaptığım iyi şeyler de, yanlışlar da topluma yansıyacaktır. İyi şeyler, iş, davranış, iyi iletişim... Bunlar, beni mutlu edeceği gibi çevremde kimler varsa davranışlarımın iyi oluşu onları da mutlu edecek, yanlışlarım, eğer farkında isem beni mutsuz ettiği gibi, o konu ile ilgili yakınımda kim varsa; eşim, çocuğum, iş arkadaşlarım, müşterim, hastam, öğrencim (çoğaltabiliriz) onları da mutsuz edecek. Mutsuz insan ne yapar? sürekli olumsuz tepki verir...

Bu tepkiler çekebilme mecburiyetine kadar anlayışla karşılanabilinir belki; ama hep bir ipin koptuğu nokta vardır. Örneğin eşler, aile bireyleri, astlar üstlerine karşı, belki samimi arkadaşlıklarda gösterilen tölerans bir müddet sonra iletişim bozuklukarına neden oluyor. Ben diyorum ki yeni bir yıla başlarken, hayatımıza bir yıllık yeni bir sahife açarken, geçmişle yüz yüze gelelim. Her akşam başımızı yastığa koyduğumuzda yapmamız gereken "bana dönüşleri" bir yıllık bilanço gibi ele alalım. Mutluluklardan çok kimi mutsuz ettimin üzerinde durursak iyi ve başarılı bir yıla artılarla başlarız ki bu hem bizi hem etrafımızı, dolayısıyla ülkemizi ileriye taşır. Çünkü biz bir değeriz, olumlu, güzel yönlerimizi öne çıkarıp, çoğaltabiliz. Çünkü demokrasi de, uygar ve çağdaş olma da önce insan olmaktan geçer diye düşünüyorum.

İnsan olma derken, insan ağırlık bir dernekten, HASTA HAKLARI derneğinden söz etmek istiyorum. Benim de üyesi olduğum İSTANBUL HASTA HAKLARI derneğinin 27 Aralık Pazar günü Bahçelievler Belediyesi toplantı salonunda yapılan olağan kongresinde başkanlığa yine Şarköylülerin yakından tanıdığı sayın avukat Zeki Sadunoğlu seçildi. Geçen yıl İstanbul ve temsilciliklerimizin bulunduğu Tarsus, Mersin, Rize, Kastamonu, Tekirdağ'daki çalışmalarımızla halkımıza büyük ve başarılı hizmetler götürdüğümüzü görmekten memnun olduk. Biz hasta hakları derken, insanın hasta iken alması gerekli her konuda iyileştirici hizmetten söz ettiğimizi özellikle bu sene sonu irdemelerimizde vurgulamayı bir görev borcu biliyoruz. Malesef az da olsa bazı sağlık personeli ve doktorlarımız hasta ile ilgili iyileştirici isteklerimizde olumsuz tepkiler veriyorlar. Hasta ile ilgili bir olumsuzluğu götürdüğümüzde "eskiden doktorların önünde düğme iliklenirdi veya konu üzerinde otorite kurmak için ve iyileştirme isteyeni bezdirmek için" dilekçedeki yazının yazılışına bahane bulabiliyor. Ve yüzüne pat diye söyleyebiliyor. Karşıdaki de "senin odana sigara dumanından girilmiyor, sen çok şişmansın" derse! ne alaka.... Al sana iletişimsizlik. Siz işini 15,40 tatil edeni, hastasına ayakkabı çıkartıp taşlarda muayene masasına kadar yürüteni, sonra da "orada çıkartmayacaktın, yerleri toz yaptın" deyip hastanın ayakkabısını tekme ile hastanın yanına fırlatanı, hatta; bir gün evvel "mesai kaçta bitiyor" diye araştırma yapan hastasına kızıp, ertesi gün, "sağlam organa çürük" deyip bakmayıp, vilayete sevketmek isteyen doktorununuzun da bir gün hasta olacağını düşünerek, hasta haklarını koruyacaksınız sayın ve saygıdeğer doktorumuz. Hasta Hakları Derneği'nin görevi insanlarımızın sağlık kurumlarında insanca muamele ile tedavilerinin yapılması ve iyileştirilmesidir. Ben kendi adıma doktorlar için övücü yazılar yazanım. Sağlık okullarında çalıştığım için nasıl zor ve özverili çalıştıklarını yakınen biliyorum. Tabii ki saygı duyulan herkese düğme iliklenir. Sağlık kurumları, kapıdaki görevliden, hemşiresi, radyoloğu, doktoru, yöneticileriyle bir bütündür.. Ve biz hizmet veren her birime minnettarız. Bu konu üzerinde vurgu yapmamın nedeni, hem kongremizin yeni oluşu, hem doğduğum ve yaşadığım çevremi, dolayısıyla Yurdumu en iyi koşullarda görmek istediğimdendir. Nasreddin Hoca'ya maledilenler aslında Türk kamu oyunun engin görüşünü yansıtır. Sen de haklısın, sen de haklısın, sen de haklısın der rahmetli Hoca. Sadece,"falan kusursuzdu" dersek milletimizin başına daha çoookk ayakkabılar atılır. İşte hasta hakları "üzüm yemektir, bağcı döğmek değildir" diyebiliz.

Güney kıyılarımızda Çeşme Çiftlikköy'deki Türklerle, Sakız Adasında yaşayan Rumlar arasında güzel şeyler oluyor. Aslında insanlar demek daha sıcak ifade. Sakızlı balıkçının sularımızda iken, sahil güvenlikçe el konulan ağları, yine kanun gereği açık arttırma ile satılıyor. Çeşmeli balıkçılar aralarında para toplayarak ağları satın alıyorlar ve karşı sahile Sakız'a gidip sahibine teslim ediyorlar. Ve "onlar da 4 sene önce karşı kıyıya sürüklenen 4 arkadaşlarımıza sahip çıkmışlardı" diyorlar. Gözlerim yaşardı, insan unsuru ön plana çıkınca her aşılmaz denen aşılıyor."

Olumsuzluk yazmayayım" dedim; ama "televizyondaki, siz de benim elimi tutun" diyen lösemili oğlumuz gözümün önünden gitmiyor. Ben de ona el uzatmıştım. Ne demeliyim... Benim yerime sizler de deyin, kurban paralarını ceplerine indirenler! Askerin şehit ailelerine gidecek etlere mani olanlar... Kendilerini Deniz Feneri diye ilan edenler.... İlahi adalet ve tabii ki adalet.

Galiba hukuk, adalet, insani ilişkiler, görev ciddiyeti, insani değerler konusunda 2010 yılında: onarma, bilgilenme her zamankinden daha çok öğrenmemiz gerekecek diye düşünüyorum. İnsani değerlerimize daha çok önem vereceğimiz güzel bir yıl olsun 2010. Sağlık başarı, bol kazanç ve güzellikler dilerim.