Hasan Akarsu Makaleler
"VAROLMAK, GELİŞMEK, UZLAŞMAK" (*) PDF Yazdır e-Posta
Perşembe, 18 Şubat 2010 08:29

Yazar, Psikolog Üstün Dökmen'in yapıtları insanı zenginleştiriyor. "Varolmak, Gelişmek, Uzlaşmak" yapıtını okuduktan sonra zenginleştiğinizi daha iyi anlıyorsunuz.

Üstün Dökmen, her şeye, herkese, dünyamıza ve tüm yaratılmışlara teşekkür etmenin güzelliğiyle yazıyor. Kitabın temel amacını şöyle belirtiyor:"Kitabın temel amacı, okuyanların varoluş hazzı duymalarına, gelişerek, uzlaşarak evrenle kucaklaşmalarına ve uyumlaşmalarına katkıda bulunmaktır". Kitabı okuyup bitirdiğinizde, bunu başardığını görüyorsunuz. İnsanın tek amacı yarına kalmak olduğuna göre, varolmak, gelişmek ve uzlaşmak önem taşıyor.

Kendimizi ve yaşamımızı ayırt ederek yaşamalıyız, kendimizi değiştirip geliştirmeliyiz, yaşamın üst katına çıkmalıyız. Kendimizle ve çevremizle barışık olmalıyız. Yazar, kendisiyle barışık insana ne güzel örnek veriyor. Otobüse ağır binen yaşlıya, "Çabuk ol moruk" diyen şoföre, yaşlının verdiği yanıtın güzelliğine bakınız: "Yaşlıları sevmiyorsun, inşallah sen yaşlanmazsın!".

VAROLMAK

Yazar, varoluşçu düşünceyi tanıtıyor. Bu düşünceye göre, insan dışındaki tüm varlıklar ne ise öyle kalmak zorundadır. Varoluşçu düşüncedeki insan karamsardır, mutlu olamaz. Edebiyattaki varoluşçulardan, Dostoyevski, Kafka, Sartre, Camus, Kundera, Mevlana, Hayyam, Behçet Necatigil, Cahit Sıtkı en iyi örneklerdir. İyimser varoluşçuluk da vardır. Yaşamda, kendimizi kandırmak için hobi (düşkü) bulmak iyi değil. Hobimizle bütünleşebilmeliyiz. Kuşkular,korkular insanda sürekli kaygı yaratıyor. Ölüm, özgürlük, yalıtılmışlık, anlamsızlık korkularından kurtulmalıyız. İnsan için varoluş özden önce geliyor. Diğer canlılarda öz önce geliyor.

İnsanın varolabilmesi için çevre ve zaman önemlidir. İnsanı şekillendiren çevredir. İnsanın varoluşunun temel taşları olan dil ve bilinçle diğer canlılardan ayrılırız. Yazar, dünyadaki ilk bilgisunarın insan bilinci olduğunu belirtiyor. İnsan, benlik bilinciyle fark edildiğini fark eden varlıktır. Fiziksel ve sosyal çevresiyle de kendisini tanımaktadır. Yunus Emre, "Sen kendini bilmez isen/ Ya nice okumaktır" derken, kişinin kendini tanımasını önemsiyor. Duygularımız ve isteklerimiz de yaşamımızı zenginleştirir. Yazar, "Düşünceler geminin dümeni, duygular geminin yakıtı" vurgulamasını yaparak "isteme adabını" da anımsatıyor. Bir şeylerin ayırdına varmak, bilinçlilik durumudur. Dış ve iç dünyanın, evrendeki bütünlüğün, diğer insanların ayırdına varmak gerekiyor.

İnsanın çevresinde olanlara anlam vermesi bir gereksinimdir. Anlamlı bulduğumuz şeyleri yapmak varoluşumuzu zenginleştiriyor. Amaçlarımızın olması bizi diri tutuyor. Emekli olan kişi, boşluk duygusunu yenmek zorundadır ki yaşamını üst düzeye çıkarabilsin. İçinde bulunduğumuz anı yaşamalıyız. Bunun için de kendimizin, çevremizin, duygularımızın ayırdına varmak zorundayız. "Zihinsel geviş getirmeyi" birine söyleyemediklerimizi kendi kendimize söylemek olarak açıklayan yazar, geçmişi unutmamayı, geleceği düşünmeyi öneriyor bize. Varolma bilinciyle ve sevinciyle yaşadığımızın ayırdına varıyoruz. Öğrenciyken öğrenciliğin, çalışırken iş sahibi olmanın değerini bilmeliyiz ki sonradan pişmanlık duymayalım. Bir ırmakta iki kez yıkanmayacağını anımsayalım. Yaşamımızı ertelemeyelim. "Şu düğün bir geçsin, kurtulacağız" demek çözüm değil. Ardından başka sorunlar gelecektir. Yaşamda ertelenmiş günleri ilerde yaşama olasılığımız yoktur. Çevremizdeki güzellikleri yakalayıp, paylaşarak yaşamımızı zenginleştirelim. Ölümü bilerek yaşadığımız anı değerlendirmeliyiz. Ölümlü olduğumuzu bildiğimiz için, bir güzellik karşısında heyecanlanıyoruz, saldıran bir köpekten korkuyoruz vb. Sıkıntı verici olayları düşünmenin bir yararı olmadığını bilmeliyiz. Yazar, Simyacı'da, kaşıktaki yağı dökmeden dünyaya ve çevreye bakan kişiyi örnek veriyor. Titanic'te, yaşamın tadını çıkaran kişiyi örnek veriyor; çünkü az sonra gemi batacaktır. İşimizi yaşamalıyız, işimize kendimizi vermeliyiz ki tadını çıkarabilelim. "Yalnız işlerini yapanlar, emekli olunca kendilerini işsiz kalmış hissederler" (s.162) diyor yazarımız. İş yaparken coşku duymalıyız. Olumsuz koşullarda yaşama sevincini duymalıyız Diyojen gibi. O, yoksulluk içinde yaşayıp mutlu olabiliyor, yaşamını ziyan etmiyor.

Yaşamda, değiştirip değiştiremeyeceğimiz şeyleri ayırt edebilmeliyiz. Seçmesini bilmek, insanın özgür seçimiyle kendisini geliştirmesi demektir. "Kahveniz nasıl olsun?" denildiğinde seçimimizi yapmış olmalıyız. Üst düzeyde seçmek varolma uğraşında önemlidir. Eylem, bilinçli, amaçlı davranıştır. Çocuklar özgür seçim yapabilmeli ki ilerde zorluk çekmesinler (Ayakkabı seçimi, eş seçimi vb). Herkes sorumluluk alabilmeli. Depremden, trafik sıkışıklığından, çevrenin yok edilişinden sorumluyuz. Sorumlulukları, ötekilere atmamalıyız. Ruh sağlığımızın bozukluğunda, kendi payımızın olduğunu da bilmeliyiz. Otantik yaşamalıyız. İçimizdeki ben'i, davranışa dönüştürebilmeliyiz. Özümüze uygun yaşamalıyız. Birey, toplumla çatışırsa, çözümünü de kendisi bulacak. Nasrettin Hoca, Eşeği ve Çocuğu fıkrasındaki gibi. Sosyal yaşamda varolmak için genlere, mekanlara, duygulara gereksinimiz olduğunu biliyoruz. İletişim, sosyalleşmedeki en önemli etkenlerdendir. Rollerimizi, değerlerimizi iyi bilmeliyiz. Yaşamda keşfedilmiş bilginin, ezberlenmiş bilgiden üstün olduğunu bilerek, temel evren değerlerini korumalıyız. İnsan onuru, canlı onuru, nesne onuru eşittir.

GELİŞMEK

 

İnsanın geleceğe kalması için gelişmesi de gerekiyor. Gelişme sürecini etkileyen öğeleri onun için önemsemeliyiz: Olgunlaşmak, Yaşama Bilgisi, Gelişme Güdüsü, Yaratıcılık. Yaşamın kalitesini yükseltmek için, sanata, doğaya ilişkin bilgiler edinip belli bir dalda yetkinleşmeliyiz, gelişmeleri, yenilikleri izlemeliyiz. Değişmekten korkmayı yenmeliyiz. Yaratıcı olmalıyız. Yaratıcılık, "Bir kavramın alışılmış amacı dışında kullanılması ya da iki kavram arasında kurulmamış bir ilişkiyi kurmaktır".

Gelişen insan olmak, "toplam kalite yönetimi anlayışını" benimsemek, yaşam düzeyimizi yükseltir. Dişimiz ağrımadan önce bakım yapabilmeliyiz. "İletişim aşısı"nı tutturmalıyız. Sorunları büyümeden, toplantılarda anlaşarak çözmeliyiz. Ailede ve işyerinde yaratıcı olmalıyız.

UZLAŞMAK

Uzlaşmak, bir kişinin sorunları, çevresiyle anlaşarak çözmesidir. Kişi önce kendisiyle uzlaşmalıdır. Sonra çevresiyle ve diğer insanlarla, annesiyle babasıyla uzlaşmalıdır. Varoluş düzeyi yükselen kişinin gelişmesi ve uzlaşması kolay olur. İnsanlarla, doğayla uzlaşmadığımızda yok oluruz. Ormanları yok edersek, orman bizi yok eder. Eşimizi dışladığımızda, eşimiz de bizi dışlar. Uzlaşmak için, varolmak, gelişmek, kendini tanımak, empati kurmak ve müzakere etmek gerekiyor.

İnsan, evrenle kucaklaşmalı, uyumlaşmalı ki yarına kalabilsin. Dünya kirlenirken, doğal kaynaklar tükenirken torunları, gelecek kuşakları düşünmek zorundayız. Evrenle kucaklaşmadan bunu başaramayız. Sanayileşmenin getirdiği olumsuzlukları görüp önlem almalıyız. "Sürdürülebilir yaşamı" gerçekleştirmeliyiz. Ağaçları, canlı türlerini, tüm bitkileri koruma altına almalıyız. Karşılıklı uyum içinde yaşama yollarını bulmalıyız. Yazar, buna uyumlaşmak" diyor. Kürk giymemeli, hayvanlarla kardeş olmalı bunun için. Doğayı, Nasrettin Hoca'nın "Ölmüş Eşek"ine benzetmeyelim.

Görüldüğü gibi, Yazar Üstün Dökmen, insanın yaşamını zenginleştirmesi için önemli önerilerde bulunuyor, onları örneklerle açıklıyor. Bizi, doğayı, çevreyi, geleceğimizi kurtarmak için göreve çağırıyor.

(*) Varolmak, Gelişmek, Uzlaşmak- Üstün Dökmen,

Deneme, Remzi Kitabevi, 12. Basım, Aralık 2009, 310 s.

(Cumhuriyet Kitap, 04 Şubat 2010)

 
<< Başlat < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>

Sayfa 1 > 15