Yedi Meşaleciler topluluğunun "şair" kimliğiyle ünlenen tek sanatçısıdır.
Şiire hece ölçüsüyle başlamış, 1940'tan sonra serbest nazma yönelmiştir.
Şiirlerinde "çocukluk özlemi, anılara düşkünlük, aile sevgisi, ölüm, yaşama sevinci, küçük mutluluklarla yetinme, iyimserlik, umut" gibi temalar dikkati çeker.
Şiirleri anılarının ve özlemlerinin fotoğrafı gibidir.
Sembolistlerden gelen etkiyle biçim üzerinde titizlikle durmuş; özellikle çapraz, sarmal, düz uyak örgülerini kullanmıştır.
Yalın, duru bir dili; gösterişe kaçmayan lirik, içten bir söyleyişi vardır.
Şiirin yanı sıra yöneldiği öykü türünde pek başarılı olamamıştır.
Ziya Osman Saba kendini şöyle anlatır:
"Yedi Meşale zamanında bir teşbih, bir resim merak vardı. Hep bir şeyi, bir şeye benzetmeye uğraşır; kendimizi sembolist sayardık. Bizden sonrakiler şekli kırdı. Ben de sevinçle onlara uydum. Zamanla yalın sözün kıymetini anladım. Duyduklarımı olduğu gibi, süssüz, yapmacıksız söylemeye çalışıyorum artık. En çok Fransızları okudum ve -muhakkak bir etki aramak gerekirse- onların etkisinde kalmışımdır. Ruh bakımından halk edebiyatımızın hayranı, Yunus Emre'nin ise delisiyim."
NE OLDU ?
Odamız kararırken indirdiğin perdeler,
Çarşının gittikçe artan gürültüsü
Gelip kenarına oturduğum minder,
Genç kızken işlediğin masa örtüsü,
Yeşil abajurlu lambamız,
Küçük sobamız,
Anlatsanız,
Ne oldu o geceler, eski akşamlarımız?
Beyaz elbiseler giydiğin zamanlar...
Niçin yazmadık bir yere satır satır,
Duvarlar! ne oldu konuştuklarımız?
Yüzünün pembeliği, saçlarının örgüsü.
Ben diyeyim: Kış şarkısı, sen de: Yaz türküsü.
Ne ettik ömrümüzü?