| ABDÜLHAK HAMİT TARHAN (1852 1937) (4) |
|
|
|
| Cuma, 18 Aralık 2009 07:32 | |
|
Tanzimat edebiyatının en büyük şairi sayılır. Bunun için kendisine şair-i âzam unvanı verilmiştir Doğu ve Batı'dan gelen zengin bir kültüre sahiptir. Şiiri biçimden çok özde aramış; duygu ve düşüncelerini bir sanat disiplinine bağlamadan dile getirmiştir. Yapıtlarında büyük çıkışlar kadar, düşüşlere; basit ve garip söyleyişlere, dağınıklıklara da rastlanır. İlk şiirlerini tiyatro yapıtları içinde kullanır. Duhter-i Hindu'da 9 şiiri yer alır. Sahra (1879), konu ve biçimce yeni sayılan şiirlerinin toplandığı ilk kitabıdır. Kırda, dağda, doğada yaşayanları öven şiirlerin yer aldığı bu kitap pastoral şiirin ilk örnekleri olarak selamlanır. Eşi Fatma Hanım'ın ölümü, şairde büyük sarsıntı yaratmış ve bu, sanatının dönüm noktası olmuştur. Ölü, Bunlar O'dur, Hacle ve Makber'de ölümle ilgili lirik, felsefi duygu ve düşüncelerini dile getirmiştir. Makber, şairin, eşi Fatma Hanım'ın ölümü üzerine yazdığı bir mersiyedir. Sekizer dizelik 295 bentten oluşmuştur. Şiirdeki bazen darmadağın, bazen birbirine karşıt duygu ve düşünceler, gerçekte, çok sevdiği karısının ardından, her insanın içine düşeceği bunalımı anlatması bakımından önemlidir. Makber'in değeri ve getirdiği yenilik buradadır. Daha çok, aruzu kullanmış; Nesteren, Liberte, Baladan Bir Ses gibi yapıtlarını heceyle yazmıştır. Nazife, aruzla yazılmış 22 sayfalık bir mesnevidir (Bir Arap kızı ile İspanya Kralı arasında geçen manzum bir konuşma). Ölü (1885), 32'şer dizelik 10 bent, tek şiir, aruzla. Belde yahut Divaneliklerim (1886), 17 şiir, aruzla. Bunlar Odur (1886), 19 şiir, aruzla, doğa manzaralarını konu edinenler dikkati çeker. Hacle (1886) aruzla. Manzum tiyatro yapıtlarında kişileri konuştururken değişik aruz kalıpları kullanmak bentlerin son dizeleri dışında uyak kullanmamak, yeni aruz kalıpları bulmak, az çok konuşma doğallılığı içinde, küçük çapta da olsa, şiiri düzyazıya yaklaştırmak, cümleyi dize ortasında bitirmek, yeni nazım biçimleri kullanmak, gelenekleri aşarak "özgür söyleyiş"i getirmek Hamit'in yeniliklerindendir. Kimi kez yalın, Türkçe sözcüklerle örülü anlaşılır dizelere rastlansa da dili yabancı sözcük ve tamlamalarla yüklüdür. Özellikle, Shakespeare ve Victor Hugo'nun etkisindedir. ŞAİR-İ ÂZAM Mevki, Viyana Bir darbe-i ma'kûs ile düşmüş o yana, Hep tersine dönmüştür onun giydiği şeyler, Hem biddefaat! Onlarla yatıp kalkar imiş, kendisi söyler, Vaktiyle bütün Pul'da yapılmışsa da heyhat! Cümlesi solmuş. Vaktiyle siyah, şimdi fakat yemyeşil olmuş Bir paltosu vardır. Tek gözlüğü vardır, geceler kandilidir o. Yâ Rab ne hayat! Cepler delik az çok, Lâkin ne zarar var ki delikten düşecek yok. Bir korkusu vardır: Meyhanelerin saat-i tatili pek erken... Bir kirli paçavrayla gezer, Mendilidir o! Lastikleri bir başkasınındır ki yürürken Durmaz ayağından çıkar ekser. Serpûşu ne festir, ne külâhtır, ne sarıktır, Kalpak da değildir, Bir şapka mı? Hâşâ! O, onun kendine mahsus, Bir başka şeklidir. Keşkül gibi bir şey... Milliyetini fârık olan yok, soruyorlar: Kimdir bu âlâmet, bu musibet? Ne kılıktır? Ürkütmeyelim sus... Bir kahkaha, bir av'ave kopmakta peyapey... Bazen de müheyyâ-yı tasadduk duruyorlar, Zül, fakrına bir zam! Ancak biri vardır, ona der: Şair-i Âzam! -------------------------------------------------------- sözcükler Şair-i Âzam: en büyük şair Ma'kûs : ters, tersine Biddefaat : defalarca Pul : Londra'nın ünlü terzilerinden biri Fârık : fark eden Av'ave : havlama Müheyya : hazır Tasadduk : sadaka verme Zül : aşağılık Fakr : yoksulluk Peyapey : azar azar |
Anasayfa
Genel Haberler
Yerel Haberler
Yazarlarımız

